A Turkish student at Surrey

An insight into life at Surrey from a current Turkish student

RUBIX :)

Merhaba,

Eveeet geldik şimdi bir önceki blog postumda bahsettiğim Rubix’e. Eğer bir önceki postu okumadıysanız hiç sorun değil. Rubix kampüsümüzde bulunan gece klubüdür. Genelde kampüsümüz içerisinde bir gece klübü olduğunu söylediğimde Türkiye’deki arkadaşlarım hayli şaşırıyorlar. The Students’ Union binası içerinde bulunan bu klüpte üniversite hayatınız boyunca çok fazla geçireceksiniz hele de gece dışarı çıkmayı seviyorsanız. Ama sevmiyorsanız bile en azından bir iki kez orada bulunacaksanız yani bundan kaçış yok 🙂 Her çarşamba Citrus, ve her cuma Flirt! başlığı altında farklı organizasyon geceleri düzenlenmektedir. Bazen Cumartesileri de bir etkinlik düzenlenebiliyor. Ayrıca her perşembe Presha düzenleniyor fakat bu Rubix’in bir alt katıdaki The Basement’ta düzenleniyor. Citrus gecesi genelde hep aynı geçer, çok daha “casual” bir gecedir. Sabahın 2sinde gece biter. Öte yandan Flirt! gecelerinde her hafta farklı bir tema altında bir etkinlik düzenlendiği için çok daha (en azından benim adıma) eğlenceli olduğunu söyleyebiliriz. Bu gecelerde sabahın 3ünde biter. İstisna olarak Flirt!’ün Full Moon Rave gecesinde sabahın 6sına kadar gece devam eder ve bu gecenin hepsini atlatan insanlar bedava tshirt kazanır 🙂 Ben hiç Full Moon Rave’e gitmesem de giden arkadaşlarım çok güzel geçtiğini söylemişlerdi. Aşağıdaki maddeleri okuduğunuzda Rubix’le ilgili bilmeniz gereken temel şeyleri öğrenmiş olacaksınız

1.Rubix’e gitmeden asla unutmamanız gereken şeyler:

ÖĞRENCİ KİMLİĞİ ve BİLET

Bu iki eşya gerçekten sizin hayat kurtarıcınız. Eğer ikisinden birini unuttuysanız sizi farklı bir sıraya gönderiyolar ve diğer sıra tamamen bitene kadar kimseyi ikinci sıradan içeriye almıyorlar. Bu yüzden size tavsiyem biletiniz olsa bile kimliğinizi asla unutmayın (visa versa geçerli). Tabiki şimdi yalan söyleyemeyeceğim ben bir kaç kere kimliğimi unutmuş olsam bile güvenlik görevlileri bazen kızlara istisna gösterip içeri alıyorlar ve benim de bundan ötürü kimliksiz girdiğim zamanlar oldu 🙂

2.Sıralar

Rubix sırasına son girme saati gece 12dir. Ama zaten 12den önce içeriye girerseniz genelde çok sıkıcı ve boş oluyor. Ama tabiki birden herkes çullandığı için o Rubix sıraları gecenin kabusu diyebiliriz. Sıra dediğime de bakmayın böyle bunlar Avrupalı düzgün sıraya girerler falan diye bir şey yok. Bir güruh insan içerisinde milletin birbirininin önüne geçmesi olsun, itişme kakışma olsun, kendi psikolojisinizi buna hazırlamayı unutmayın 🙂

3. Ceket

Tabiki İngilterede bulunduğumuz için özellikler geceleri soğuk oluyor. Ve genelde Rubix’e yürünüldğü için veya sırada beklendiği için üşümek istemiyorum diyen arkadaşlarımız ceketleriyle geliyorlar. Ben eğer ceketle gidersem şahsen hep yanımda taşıyorum. Ama tabiki cloakroom bulunuyor bu yüzden merak etmeyin. Ama bir arkadaşımın ceketi daha önce vestiyerde olsa bile kaybolmuştu bu yüzden ben 100% güvenmiyorum ama ben vestiyere bir şey verdiğimde hiç kaybolmadı bu yüzden tamamen güvenilmez diyemem. Tek sorun hem yanınızda nakit olması lazım hem verilen numarayı kaybetmemeniz lazım hemde Rubix’e girmek için o kadar sıra bekledikten sonra tekrar bir cloakroom sırasına girmek. Bunların dışında bazı arkadaşlarım Rubix içerisinde kendi ceketlerini bir yere saklayıp gece biterken oradan alıyorlar para vermemek için 🙂

4. Bar ve tuvaletler

Rubix’te toplam 3 tane bar bulunmaktadır. En aşağıdaki barda daha limitli içki satışı yapılırken diğer barlar fazlaca çeşide sahipler. Bazı geceler The Basement kısmı’da açık oluyor yani en aşağı katı da açıyorlar ve orada da ayrı bir bar ve tuvaletler bulunuyor, en kısa süren sıralarda orada oluyor. Onun dışında genelde barlar gecenin her saati dolu oluyor ve elbet yine kendinizi sıra beklerken buluyorsunuz 🙂 Hem kart hem nakit kabul edildiği için yanımda hep nakit bulundurmalıyım diye düşünmeyin. En popüler içkiler arasında VK bulunuyor ve 70% insanın elinde bunu göreceksiniz. VK Türkiye’de satılmıyor diye biliyorum. Fanta veya herhangi bir meyve sodası + içki gibi düşünün. Çok yüksek bir alkol yüzdesine sahip değil ama hem ucuz hemde tadı güzel o yüzden en azından bir kere bir cinsini denemenizi tavsiye ederim. Tuvaletlere gelirsek erkekler tuvaleti duyduğum kadarıyla hayli mide kaldıran bir ortammış. Tabiki içinde bulunmadığım için çok bilgi veremicem ama kızlar tuvaletine gelirsek orası apayrı bir dünya 🙂 Selfie çekenler olsun, birbirinin yırtılmış veya hasar görmüş kıyafetini düzeltmeye çalışanlar olsun, ağlayanlar olsun, makyaj tazeleyenler olsun, çok apayrı bir dünya dediğim gibi. Dedikodunun dibi buradadır bu yüzden çok net kızlar arasında sosyalleşme merkezidir 🙂 Evet sıra burada da oluyor fakat çok uzun olmuyor Allah’tan 🙂 Ve en kötü sıra uzunsa The Basement’takine gidebilirsiniz çok daha boş oluyor bahsettiğim gibi.

5. İnsan tipleri

Rubix’te bulabileceğimiz bir çok cins insan bulunmaktadır. Kabaca kategorize etmem gerekirse: Dans sevenler, duygusallar, smoking area müptelaları, koltuk meraklıları, alkolik ve kayıp. Dans sevenler adlarından da belli olduğu üzere girdiği andan itibaren dans pistine girip asla ordan ayrılmayı kabul etmeyen insanlardır 🙂 Duygusallar genelde kızlar oluyor, ve istisnasız ya kendi arkadaş grubunuzda, etrafınızda veya tuvalette ağlayan bir kız ile karşılaşacaksanız. Bir kız olarak göreviniz kendi çevrenizdeki duygusallara destek olmaktır ve genelde erkekler duygusallara yakınlaşır durumdan faydalanmak için. Smoking area müptelaları yağmur bile yağarken dışarıdaki piknik masasından bozma yerlerde gecesini geçirmeyi seven tayfa. Koltuk meraklıları da çok farklı değil aslında onlarda klüp içerisindeki koltukları 7/24 işgal eden tayfa. Sondan bir ön olarak alkolik dediğimiz tip ne kadar içerse içsin ya sizin içkinize sulanmak olsun ya da hep bara gitmek istemek olsun elinde içki bulunmazsa rahat etmeyecek insanlar. Son olarak kayıp diye adlandırdığım grubu ikiye bölebiliriz; ya her dakika gruptan kopan ve gecenin sonuna kadar asla göremiceğiz insan veya hep grubun gerisinde kalıp gruba mesaj veya arama yöntemiyle tekrar ulaşmaya çalışan insan tipi. Eğer ben bu kategorilerden hiç birine uymuyorum derseniz merak etmeyin bendensiniz demektir. Yani hep farklı insan ve arkadaş grupları arasında gidip gelen bir kategoriye uymayan insan tipisinizdir 🙂 Eğerki kendi arkadaşlarınızı kaybederseniz çok telaşlanmayın genelde yeni insanlarla böyle tanışılıyor veya ortak arkadaşlardan yeni insanlarla tanışabilirsiniz. Bundan ötürü Rubix sosyelleşmek için ideal bir ortam fakat kızlar tabiki size yaklaşan erkekler 99% sizinle o geceyi geçirmek için yaklaşan tiplerdir bu yüzden eğer o taraklarda beziniz yoksa dikkatli olun 🙂

6.Pizzaman

Pizzaman Rubixin çıkışından sarhoş ve aç insanların çullandığı genelde kebab, hamburger ve pizza satan yerdir. Ayık haldeyken tadının çok iyi olduğunu söyleyemem ama bir çok gece sonunda aç olan bana ve arkadaşlarıma bir lütuf haline gelmiştir 🙂

Galiba listem bitti eğer sonra aklıma bir şey gelirse eklerim. Umarım bu post size okulumuza başlamadan önce temel bir Rubix kültürü edinmenize yardımcı olmuştur 🙂

Kendinize iyi bakın

 

Farklı Sosyalleşme İmkanları

Merhaba,

Bugün blog postum The University of Surrey’deki sosyelleşme ve arkadaş edinme imkan ve ortamları üzerine olacak.

İlk önce en basit olarak hepimiz aklına gelecek şey, yurt ve dersler. Üniversiteye gelen her öğrencinin karşılaşacağı insanlar ilk olarak yurdundaki insanlar sonra da bölümündeki insanlar. Eğer şanslıysanız kendi bölümünüzden biriyle aynı yurda denk gelirsiniz ve ilk derslere tek başınıza gitmezsiniz 🙂 Benim kendi bölümümden hiç kimse yurdumda yoktu ama tabiki sizde bu durumda olursanız üzülmeyin. Olabildiğince arkadaş canlısı ve konuşkan olmaya bakın. Çünkü sonuç olarak o derse giren herkes sizinle aynı durumda kimseyi tanımadan geliyorlar ve inanın herkes sizin gibi heyecanlı. Kendiniz olun ve rahatınıza bakın, derslerdeki grup projeleri, seminerler vs olsun zaten arkadaşlıklar kendi kendine gelişiyor.

İkinci olarak yurt arkadaş ortamından bahsetmek istiyorum. Özellikle Manor Park’ta iseniz çok şanslısınız çünkü inanılmaz sosyal bir ortam. Tavsiyem kendi katınızda tanıştığınız kişileri örgütleyin ve diğer katlarla da tanışın. Ama kampüsteki yurtlarında Manor Park’tan çok farklı bir hali yok. Tek fark bazı yurtlar konumlarından ötürü fazla ses yaptıklarında şikayet alabiliyorlar. İngilizler ne demiş “The more the merrier”. Yani ne kadar insanla tanışırsanız hepsiyle tabiki arkadaş olmasanız bile en azından farklı yerlerden, kültürlerden bir çok cins insanla karşılaşmış olup kendi kafanıza uygun insanları bulmanız o kadar kolaylaşacaktır.

Şimdi geldik predrink ve gece klüplerine. Eğer ben içmeyi ve gece klüplerini sevmiyorum derseniz bir sonraki paragrafıma bakın ama evet işte tam benim kafalar derseniz okumaya devam edin 🙂 Predrink kültürü Türklerde olan bir kavram değil. Aa bu neymiş acaba derseniz en kısa haliyle “öğrenci bütçesiyle” yaşandığı için gece klüplerine gidilmeden önce bir grup öğrencinin bir arada birinin evi, yurt mutfağı, kampüsteki front room olsun bir araya gelip genelde o dönemin en popüler hit şarkıları eşliğinde herkesin kendi getirdiği içkileri içerken sosyalleşme ortamıdır. İçki oyunları burda çok önemli bir faktör çünkü hem farklı insanlarla tanışıp hem de eğlenmiş oluyorsunuz. Genelde her yurt kendi predrinkini düzenlerken, farklı farklı predrinklere gitmek sizin çevrenizi genişletmenizde çok büyük bir etken olacaktır. En azından benim için öyle oldu ve hala olmaya devam ediyor :). Freshers week esnasından daha ilk veya ikinci gününüzden zaten predrink nedir anlamış olacaksınız merak etmeyin :). Şimdi geldik gece klüplerine. Tabi en başta kampüsümüzdeki Rubix olsun şehir merkezindeki diğer klüpler de dahil olmak üzere genelde pre yaptığınız insanlarla gidip zaten önceden tanıdığınız insanları görüp onların arkadaşlarıyla tanışmak için ideal bir ortam. Rubix odaklı konuşacağım şimdi. Sadece The University of Surrey öğrencilerinin gittiği bir ortam. Galiba bir dahaki sene yenilenmeye gireceği için kapatılacak veya başka bir yere taşınıcak fakat yine bile Rubix kültürü bir Surrey öğrencisi için olmazsa olmaz. Rubix’in kendisiyle ilgili ayrı bir blog postum olacak fakat genel olarak benim kendi şahsım adıma konuşmam gerekirse en çok insanlarla tanıştığım ve çevremi genişletmiş olduğum yer predrinkler ve Rubixtir.

Farklı bir sosyelleşme yöntemi ise okuldaki sosyal klüplere veya spor takımlarına girmektir. Okulumuzda baya fazla society bulunmaktadır, 140tan fazla, bu yüzden kendime uygun bir yer bulamam demek biraz imkansız bir durum. Bütün society listesine https://www.ussu.co.uk/ClubsSocieties/societies/Pages/Society-Websites.aspx sayfasından ulaşabilirsiniz. Freshers Week esnasındaki Freshers’ Fayre’de giderek yüzyüze bilgi alablirsiniz ve societylerle ilgili bilgi edinebilirsiniz. Birçok society ve spor klübünün kendi standı olan bir ortam olduğu için yeni klüpler keşfetmek ve bedava promosyon ürünler almak için ideal bir ortam 🙂 Ben daha çok spor üzerine odaklanacağım derseniz de https://www.ussu.co.uk/ClubsSocieties/Sport/Pages/Club-Websites.aspx sayfasından okulumuzun spor takımlarına ait ayrıntılı bilgileri edinebilirsiniz. Belki de Varsity’de okulumuzu temsil eden takımlara bile girebilirsiniz 🙂 Ben şahsen Subcultured Magazine, Stag Tv, Sociology Society ve UNICEF on Campus klüplerine üyeyim ve hepsi çokta benlik olmasalar bile eğlenceli olduklarını söylemek isterim. Ayrıca bu tarz sosyal ve spor klüpleri CV’niz için cidden çok önemli bir yere sahipler. Sadece klüpler diyip geçmeyin iş verenler bu tarz ders dışı aktivitelere çok önem veriyorlar.

O zaman bu postumuzu da burda bitirelim değil mi? Her şeyi de ben söylersem bir anlamı olmayacak 🙂 Sadece olabildiğince rahat olun ve kendiniz olun ve merak etmeyin en kısa sürede bir çok arkadaş edineceksiniz bana güvenin 🙂

Kendinize iyi bakın

Accommodation

Selam,

Bu gün ki blog post’umda okulumuzun accommodation yani yurt servislerinden ve sonra Guildford’da başka yurt ve ev imkanlarından bahsedeceğim. İlk olarak üniversitemiz her birinci sınıf öğrencisine bir yurt tahsis etmekle yükümlü yani birinci sınıfsanız yurda başvurduğunuz zaman kesinlikle size bir yurt verilecektir. Nerden başvuracağım derseniz, http://www.surrey.ac.uk/accommodation/ sayfasından “Applying for Accommodation” kısmındaki “Student Applicants” bölüme tıklayarak başvuru işlemlerinize oradan başlayabilirsiniz. Daha fazla nasıl başvuracağınızla ilgili bilgilere de aynı sayfadan yani “Applying for Accommodation” kısmından ulaşabilirsiniz. Aklınızda bulunsun bir dahaki akademik yılda sonbahar dönemi için başlayacak olan undergraduate öğrencileri için son başvuru tarihi 25 Temmuz 2017.

Şimdi geldik yurt cinslerine, yaklaşık 5000’den daha fazla odaya sahip olan üniversitemizde bütçe tiplerine göre farklı oda seçenekleri bulunuyor. Band A’den Band F’e kadar 6 farklı tip oda bulunuyor. En pahalı Band F ve en ucuz Band A olmak üzere bir sıralama bulunuyor. Bu oda tipleri oda boyutu, ortak veya özel tuvalet, oda kaç kişilik gibi şekillerde birbirinden ayrılıyor. Farklı oda cinslerinin ayrıntılarına http://www.surrey.ac.uk/accommodation/about/ bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Başvurunuzu yaparken tercih sırası yapacaksınız fakat maalesef herkese her istediği oda tippi denk gelmeyebiliyor ve erken veya geç başvurmak bunu etkilemiyor. Şahsen benim tercih sıram baştan sona Band E, Band D, Band C, Band B, Band A ve Band F’ti ve bana Band C denk geldi. Ayrıca sadece Band C ve Band D’den arkadaşlarım olduğu için sadece bunlarla ilgili ayrıntı bilgilere sahibim. Ben kendi deneyimlerimden size bahsetmekle yükümlü olduğum için her türlü şeyi ve ayrıntılarını burada kendi bilgi dahilimde değil ise sizlerle paylaşamıyorum.

Şimdi gelelim farklı court’lara. Yani sanki kampüsümüzü sitelere ayrılmış gibi düşünelim. Kampüs içerisinde 8 farklı ve kampüs dışarısından 1 tane yurt courtu bulunuyor. Cathedral Court (benim ilk senemde kaldığım yer), Battersea Court, Surrey Court, International House, University Court, Stag Hill Court, Tywford Court ve Guildford Court kampüs içerisinde ve Manor Park kampüs dışarısında şeklinde bu courtları sıralayabiliriz. Courtların farkları nedir: bulundurdukları farklı oda tipleri. Mesela Manor Park’ta sadece Band D ve Band E odalar bulunuyor. Cathedral Court’da Band C bulunuyor. Battersea’de de Band C bulunurken mesela onların mutfakları çok daha büyük ve odalarında boy aynası bulunuyor mesela. Bu tarz değişiklikler yaşanabiliyor yani anlatmaya çalıştığım bu. Bu courtların yerlerine buradan bakabilirsiniz: http://www.surrey.ac.uk/accommodation/docs/Campus_Map.pdf . O kadar da göründüğü kadar büyük olmadığını itiraf etmem lazım. Misal olarak Nodus Building’den(NC) Duke of Kent’e (DK) yürümek en fazla 10 dakika alıyor diyebiliriz. Kampüsten şehir merkezine yürümek yaklaşık olarak 10 ile 25 dakika arası sürüyor, kampüsün hangi noktasından yola çıktığınızla alakalı olarak. Onun dışında eğer kendiniz ev tutmak isterseniz Zoopla, Rightmove, Gumtree gibi bir çok siteden ev bakabilirsiniz. Ya da biraz daha lüks bir yerde kalıyım ama başka öğrencilerle de tanışıyım derseniz https://www.scape.com/en-uk/student-accommodation/guildford sitesine de bir bakmanızı öneririm 🙂

İlk senemde yurtta yaşadığım deneyimlerimden bahsetmek istiyorum. Öncelikle dediğim gibi bana Cathedral Court’da Band C olan bir oda denk geldi. En başta tuvalet ve duşu paylaşacağım için pek bir hüzünlenmiştim. İlk katta 6, 2. ve 3. katta 7 kişi olmak üzere toplam 20 kişiydik. Ben birinci kattaydım yani benimle beraber toplam 6 kişiye 2 tuvalet ve duş çok rahat yetti. Hiç o bakımdan sıkıntı çekmedim. Her katta 1 mutfak 2 tuvalet ve duş bulunuyordu bu yüzden hiç bir katta sıkıntı yaşandığını düşünmüyorum. Onun dışında mutfağımız küçüktü ama belki de bizi bu kadar yakınlaştıran bu oldu. 20 kişiden 2-3 kişi hariç hepimiz çok yakındık ve hala da çok sık görüşüyoruz. En yakın arkadaşlarımın bazılarıyla yurdumda tanıştım. Ben ilk blogumda da söylediğim gibi en başta fazla çekingendim İngilizce konuşmaktan. Biz Türklerin 10000% doğru konuşmayalım kafası olduğu için bende bunu yaşıyordum. 20 kişiden sadece 5imiz İngiliz değildik. Benim dışımda burda doğmuş büyümüş yarı Türk biriyle tanıştım fakat en başlarda onunla hiç yakın değildik açıkçası :). Fakat gerçekten ne kadar ilk 2-3 hafta çekingen olsam bile arkadaşlarım açılmamda çok yardımcı oldular. Herşeye beni dahil ettiler, her türlü konuda bana destek oldular, yol gösterdiler, hep beraber dışarı çıktık ve zaman geçiriyorduk yurt dışında arkadaşlar edinene kadar ve sonra da herkes arkadaşlarını yurdumuza çağırıyordu bu yüzden çok fazla kişiyle tanışma şansı edindim. Onun dışında mutfakta bulaşık yıkamayan insanlardan ötürü bazen sıkıntılar çıkıyordu evet ama onun dışında beraber yemek yapmak, yemek yemek olsun, predrinkler, öylesine takılmak olsun o mutfakta beraber çok fazla vakit geçirdik. Şuan yaşadığım evdeki odam çok daha büyük olsa da o yurdun bende her zaman yeri çok farklı olcak ve hayatımda boyunca unutmayacağım anılar yaşadım ve bazende hala özlemiyor değilim. Bu yüzden en başta Band C denk geldiği için üzgünken şuan iyiki dediğim bir durum.

Son olarak ilk blogumdan sonra bir çok arkadaş benim şahsi Facebook hesabıma sorular yönelttiler. Gerçekten ilginizden ötürü çok teşekkür etmek istiyorum fakat kurallar gereği şahsi sosyal medya hesaplarımdan bu soruları yanıtlamam yasak. Bu yüzden eğer herhangi bir konuyla ilgili aklınıza bir şey takılmış ise, herhangi bir soru sormak isterseniz veya bize ulaşmak isterseniz international@surrey.ac.uk adresine email atmanız yeterli. Türk öğrencileri ile alakalı mailler bana yönlendirilecek olduğu için yine ben size yanıt veriyor olacağım çoğu zaman.

Kendinize iyi bakın 🙂

 

 

 

 

Merhaba Blog Dünyası! :)

Merhaba,

Şu an ilk Blog’umu yazdığım pek bir heyecanlıyım dürüst olmam gerekirse. Bu Blog’da kısaca kendimden ve Surrey’deki deneyimimden çok kısaca bahsetmek istiyorum. Sonraki Blog’larımda çok daha ayrıntılı bir şekilde farklı konulardan bahsedeceğim. İlk önce benim adım Miray Karaduman, üniversitemizin yeni Türk Ambassador’ım, umarım bloglarım hepinize aklınıza takılabilecek herhangi bir konuda yardımcı olabilir 🙂 2.sınıf BA Media Studies with Digital Media Arts okuyorum. Major/minor bir program okuduğum için ağırlıklı olarak Media Studies’den ve DMA(Digital Media Arts)’den de daha az olsa da derslerim var. İlk olarak The Univesity of Surrey İngiltere’ye Major/Minor yani Ana dal/Yan dal programını getiren ilk üniversite olduğu için Surrey’i seçmemdeki en büyük etkenlerden biri de buydu. Bir sürü değişik kombinasyonlarda major/minor programlar bu üniversitede mevcut. Bu yüzden de eğer kendinizi sırf bir bölüme adamak istemiyorsanız ve farklı bölümlerden dersler alıp ufkunuzu genişletmek isterseniz  gerçekten Surrey tam gelmeniz gereken yer. Açıkçası buraya gelmeden önce çok fazla endişe ve korkum vardı. “Ya alışamazsam?”, “Ya derslerde çok zorlanıp yapamazsam?” gibisinden kafamda binbir soru vardı. En içtenliğimle söylemem gerekirse hayatımda yaptığım en iyi tercih olduğunu anladım kısa bir süre içerisinde. En başta bir kere kampüs hayatı insana çok fazla şey katıyor ki ben daha önce full anne evinde rahatta yaşayan bir insandım. Zorlandım mı evet, evi özlüyor muyum evet, üniversiteyi Surrey’de okumaktan pişman mıyım ASLA HAYIR. Ne kadar özleseniz de, zorlansanız da asla ve asla bir saniye bile aklımdan keşke Türkiye’de okusaydım düşüncesi geçmedi.

İlk olarak yurt ortamı ve arkadaş edinme sürecimden kısaca bahsediyim. Yurda taşındığım gibi yan oda arkadaşlarımla muhabbetimiz başladı. Ben fazla çekingendim, ama asla beni geri de bıraktılar veya dışladılar gibi bir durum olmadı. Her zaman beni yapılan bütük aktivitelere dahil ettiler ve o çekingen kabuğumdan kısa bir sürede çıkmamda yurt arkadaşlarımın payı inanılmaz büyüktür ve hala bu gün hepsine bu yüzden çok minnettarım. Bizim yurdumuz 20 kişiydi ve ben 3 uluslar öğrenciden biriydim. Bundan ötürü çok korkuyordum ya beni kabul etmezlerse diye. Ama gerçekten sırf yurt değil tanıştığım bütün İngiliz veya diğer uyruktan insanlar olsun, herkes benim geldiğim yer, kültürüm ve kısacası Türkiye ile ilgili çok meraklılardı. Bu durum her zaman aslında bir “conversation starter” görevi gördü. Çünkü bazı insanlar hayatlarından hiç bir Türk’le tanışmamış olabildikleri için her zaman ekstradan bir ilgi gördüğümü söyleyebilirim. Bazen çok komik sorularla da karşılaşsanız insanların sizin geldiğiniz yer ile ilgili bu kadar ilgi göstermeleri çok güzel bir duygu. Örnek vermem gerekirse şu an en yakın arkadaşlarımdan olan bir İngiliz arkadaşım bana ilk tanıştığımız zamanlarda “Türkiye’de Arapça mı konuşuluyor?” gibi bir soru yöneltmişti ve Türkçe diye bir dil olduğunu duyunca baya şaşırmıştı, ayıptır söylemesi insanın o an YUH diyesi gelse de şu an kendisi ne zaman beni görse o sempatik İngiliz aksanı ile bana Türkçe bir şekilde “Merhaba” der. Bir kaç kelime de kendisine öğrettim zaten ve pekte çok meraklı açıkçası. İşte böyle durumlarla sizinde karşılazmanız çok muhtemel amma velakin gerçekten mesela Türkçe diye bir dil olduğunu bilmemekten şuan yaklaşık 20-25 Türkçe kelime bilmesi onun gösterdiği ilgiden ve meraktan geliyor. Genel olarak o kadar rahattan bir yurt hayatına geçmek beni çok zorlayan ama aynı zamanda başıma gelen en güzel şeylerden biri diyebilirim özellikle de edindiğim arkadaşlıklar ve hayat deneyimlerinden dolayı.

Yurt, buradaki insanlar vs ilgili ileride çok daha ayrıntılı bir blog postlarımum olucak bu yüzden bu blogumda çokta derin bir fikir alamazsanız hiç dert etmeyin her şeyi en derin ayrıntınsına kadar elimden gelebildiği kadar anlatacağım. Özellikle de keşke ben de bunları gelmeden önce bilseydim diye düşündüğüm şeyleri paylaşmak istiyorum sizlerle. Bu yüzden bu blogları düzenli bir şekilde devam ederseniz, aklınızda en ufak bir soru işareti kalmayacağına eminim. Eğer ki kalırsa zaten her zaman bize e-mail atabilirsiniz çekinmeden ve her türlü soru, endişe, merak duyduğunuz şeyleri yanıtlamaya hazırım. Zaten genel olarak benim bir International Student Ambassador olarak yaptığım işten bahsetmem gerekirse, düzenli olarak blog postları yazmak, aday Türk öğrenci ve ailelerinden gelen her türlü e-mailleri yanıtlamak, Open Day’lere ve Campus Tour’lara katılıp yardımcı olmak gibi kısaca sıralayabiliriz. Bu işi neden seçtin derseniz, hem CV’mde gerçekten güzel durucak bir görev, hem gerçekten üniversitemi çok sevdiğim için buradaki Türk öğrencilerin temsilcisi görevinde olup, hem de aday bütün Türk öğrencilere yardımcı olabilme fırsatı gerçekten çok cazip geldi. Ve tabiki insanın kendi parasını kazanması da çok güzel bir duygu. Bu yüzden bana bu fırsat verildiği için çok mutluyum. Bu yüzden umarım bunu okuyan kişilere üniversitemiz ve Guildford hayatımla ilgili yardımcı olabilirim.

Bu seferki blog postumu kısa tutuyorum maalesef bu yüzden sizden küçüçük bir özür diliyorum. Ama gerçekten ileride sizlerle paylaşmak istediğim çok fazla şey var ve herhangi bir konuya burda başlasam sonu bitmezdi. Bu yüzden her konuya ayrı ayrı blog postları yazacağım. Dediğim gibi her türlü sorunuzun cevabını bize e-mail atarak alabilirsiniz. İleri de İngilizce de postlar yazmayı düşünüyorum ama tabiki okuyucu rahatlığı bakımından genel olarak Türkçe yazacağım. Şimdilik hoşçakalın ve kendinize çok iyi bakın 🙂

Guildford’da Bahar

Merhaba!

Baharda Guildford’da olmak gerçekten de muhteşem bir duygu. Güneşi daha fazla görmenizin, havanın daha sıcak olmasının ve günlerin daha uzun olmasının yanı sıra Baharla birlikte Guildford gerçekten de çok güzel bir yere dönüşüyor. Sadece yandaki resme bakın.11328942_932135483512019_669041195_n

Bahar gelince yapabileceğiniz şeyler de çoğalıyor. Çarşamba günü arkadaşlarla bahçede birlikteydim. Yakındaki bir kebapçıdan şiş dilendikten sonra bahçe’de mangal yaptık. Beraber çok güzel vakit geçirdik. Ketçapdan nefret eden bir arkadaşımı Türk kahvesinin Ketçap ile yapıldığına ikna ettim. Yüzünü görmeniz gerekirdi… Yatağa sabah ikide gidip ertesi gün kampüs’de zombi gibi dolaşdım ve hayır, eğer merak ediyorsanız pişman değilim.

Hava daha güzel olduğu için dışarıya daha fazla çıkıyorum. Parklar, arkadaşlarımın evleri ve kitapçılar sürekli gittiğim yerler oldu. Güzel hava gerçekten insanı daha çok mutlu ediyor ve daha fazla yere gitmek, daha fazla güneş altında kitap okumak, futbol oynamak istiyorsunuz. Yine de şu anda her öğrencinin düşündüğü şey ”hava bu kadar güzelken gerçekten ders mi çalışmam gerek?”. Evet, ders çalışmamız gerek… Neyse ki dizüstü bilgisayarlarla dışarda çimlerin üstünde oturabiliriz… Şarjları olduğu sürece.

Yaklaşan sınavlarınızda başarılar diliyorum. Umarım beklediğiniz sonuçları alıp buraya gelir ve bahsettiğim şeyleri siz de yaşarsınız. Yakında görüşmek üzere.

 

Paskalya Tatili

Merhaba!

Paskalya tatilinden yenilenmiş ve son döneme hazır bir şekilde geri döndüm. Paskalya tatilinde eve yedi ay aradan sonra geri döndüm ve uzun süre evden uzakta yaşamış biri olarak özleyebileceğiniz birkaç şeyi size söylemek istiyorum.

1. Aileniz:

Üniversite’den eve tatile giden herkesin duyacağı şey ne kadar değiştiğinizdir. Genellikle bu kilo ve boy üzerine verilen yorumlardan anlaşılır. Örnek: nenem, ben ”farketmeden”, anneme ”bunun kıçı bile kalmamış, yemek yemiyor mu?” demesi gibi. Böyle küçük şeyler sizi hem güldürür hem de ne kadar özlediğinizi anlamanızı sağlar.

2. Evcil Hayvanlar:

İki köpek, dört kedi ve bir kara kaplumbağası olan biri olarak söylüyorum,
evcil hayvanlar en çok düşündüğünüz şey olacak. Uzu12936555_1112920028766896_7107615621213271688_nn süre köpeklerimi göremedikten sonra geri döndüğümde onlarla çok vakit geçirdim. Kediler de tırmalamaya ve ısırmaya ara verip onları sevmeme izin verdi. Yandaki kaplumbağa yuvası üzerinde uyuyan tüy yumağı parmağımı sürekli kemirenlerden biri…

3. Arkadaşlar:

Herkes üniversite okumaya gitmişken arkadaşlarımın çoğunu uzun süre göremedim. Paskalya Tatilinde en sonunda buluşma şansını bulduk. Eskiden gittiğimiz yerlere gidip kahve içmek, yemek yemek gerçekten de çok güzel bir duygu.

İki farklı yerde yaşamanın en güzel tarafı iki yeri de eviniz gibi hissetmenizdir. Guildford benim ikinci evim ve ailemleyken Guildford’daki arkadaşlarım sürekli aklımdaydılar. Guildford’a döndüğümde evin içinde bir bayram havası vardı. Üniversite kesinlikle lise’de yaşayamayacağınız bir çok heyecanı ve mutluluğu tattırıyor. Arkadaşlarla dolu bir evde yaşamak da bunlardan biri.

Umarım sizin hayatınızda da herşey iyi gidiyordur. Yakın zamanda görüşmek üzere.

 

1 2