A Turkish student at Surrey

An insight into life at Surrey from a current Turkish student

Guildford’da eğlence

Herkese merhaba. Uzun süredir yeni birşey yazamadığım için özür dilerim. Son zamanlarda hayatımda birçok şey değişti ve hayatım olması gerektiği düzene geri döndü. İnanması güç olsa da insan belirli bir zamandan sonra sürekli evde olmaktan sıkılabiliyor, bana da bu oldu. Neyse ki artık yeni dersler ve yapılması gereken işler var. İşlerin ve derslerin yanında eğlenmeyi de unutmamak gerek, arkadaşlarla dışarı çıkmak, evde film izlemek, birşeyler içmek (İngiltere’de dışarda alkol içmeye 18’de başlayabiliyorsunuz), vs. gibi yapabileceğiniz çok şey var. Size bunlardan birkaçından bahsetmek istiyorum.

Geçen Çarşamba bölüm klubümle (SocSoc (Sociology Society)) dışarı çıktık. Plan şehirde 4 farklı mekana gidip en sonunda kampüsdeki cluba gitmek ve geceyi orda bitirmekti. Kampüsde buluştuktan sonra yavaş yavaş ilk mekan’a (Five and Lime) gittik. Oradan çıkıp Whitehouse’a, sonra Firefly ve Spoons’a gittik. Whitehouse’dayken daha önce başımıza hiç gelmeyen birşey oldu. Yan masada oturan amca bize gecenin bir öMark, eşi ve biznemi olup olmadığını sorduktan sonra masamıza 20 pound bırakıp ”Eğlenen gençleri seviyorum, bir tur benden içecek alın” dedi. Tahmin edebileceğiniz gibi 4 arkadaş birbirimize bakakaldık. Amca’ya Mark adını verdik ve beraber bir fotoğraf çektik (Solda). Benim için böyle gecelerin özel bir anlamı var çünkü şimdiki ev arkadaşımla geçen sene, böyle bir etkinlik’te tanışdım. Bence 4 saatlik bir uçak yolculuğu yaptıktan sonra insan tanıdığı, bildiği insanlara sığınmamalı. Bence bu kadar uzağa gelmişken insan yeni şeyler keşfetmeli, öğrenmeli ve öğretmeli. İyi ki de bu insanlarla tanışmışım, bana çok şey öğrettiler.

 

Son olarak  yakın zamandaki aile yemeği planlarımızdan bahsetmek istiyorum. Ev arkadaşlarımla değişik zaman çizelgelerimiz var, bazı gün birbirimizi hiç görmüyoruz. Bizde beraber vakit geçirebilmek için zaman zaman büyük uğraşlarla güzel, öğrenci, ‘aile yemekleri’ yapıyoruz. Yakın zamanda meze tarzı sofra ile patates köftesi, kızarmış patlıcan, patates kızartması yapacağız. Düşüncesi bile ağzımı sulandırmaya yetiyor. Böyle küçük buluşmalar arkadaşlarımı uzun süre göremezken tekrardan bağ yaratmam için büyük bir fırsat. Umarım sizde üniversite maceralarınızda sizi mutlu edecek benzer buluşmalar yaparsınız.

Sanırım bugünlük sizi yeterince sıktım. Hepinize güzel bir gün dilerim. Yakında görüşmek üzere. 🙂

Evde Yapılabilecekler Listesi

İngiltere’de yılın bu zamanları insanın içini bir hüzün kaplıyor. Daha önce bir çok kez söyledim, ben bir Akdeniz çocuğuyum ve güneş olmadan asla yaşayamam. Geçen sene bir hocam ile benzer bir konuşma yaşadım. Sanırım Şubat ayındaydık, ben her yere şortla gidiyordum (Çünkü bana göre güneşin bir kere çıkması yaz geldi demektir, Akdeniz’de olan budur).  Bir gün bir hocam bana ‘Üşümüyor musun? Hava buz gibi, yağmur yağıyor’ dedi. Dişlerimin titremesine karşı koyarak şöyle dedim, ‘Halen daha Kış’da olmamızı reddediyorum’. Yalan değil, Şubat ayında üniversite’de yine şortumla dolaşmayı planlıyorum… Yeter ki şu güneşi baştan bir görebilelim… Nolur şu güneşi baştan görelim…

Bu kadar dramatik gözüksem bile Hava o kadar da kötü değil. Bir bardak kahve, bisküvi ve klasik müzikle pencereden dışarı bakarak huzur bulabilirsiniz (eğer merak ediyorsanız söyliyeyim: evet, içimde emekli, yalnız yaşayan ve kitap okumaktan gözleri gitmiş bir amcanın ruhu var).  Bir diğer aktivite evde oturup kahvemle ve bisküvilerimle izlemek istediğim ama bir türlü vakit bulamadığım dizileri ve filmleri izlemek (aramızda kalsın Muhteşem Yüzyıl’ı bir türlü bırakamıyorum). Ya da kahvemle ve bisküvilerimle oturup ders çalışmak… Onu da yapmaya çalışıyorum (çok eğlenceli hiç sormayın)…

Keşke yaptığımız herşeyde neşe olsa ama bu hafta çok kötü haberler duyduk. Umarım terör en kısa sürede biter, umarım herkes gündelik hayatını korku duymadan yaşayabilir.

Herkese iyi haftasonları, daha sonra görüşmek üzere…

Sınav Haftası ve Köpekler

Merhaba! Umarım herkes Yılbaşında çılgınlar gibi eğlendi! Ben de çok eğlendim… Bilgisayar karşısında sınavlarıma çalışıp makale yazmaya çalışdım. Ne eğlence ama? Yine de 2016’ya güzel bir şekilde girdim, yalan söyleyemem. Yılbaşı bir üniversite öğrencisi için başka birşey daha demek… (korku müziği eşlinde) ‘‘Sömester Final Sınavları’’.

Sizi korkutmak gibi olmasın ama yılın bu zamanında yatağa yatıp hayatın anlamını sorgulamayı seviyorum… Derse çalışmamak için yaptığım onca şeyin arasında sadece ufacık bir tanesi bu. Yine de yüksek notlar alıp iyi bir yerde Doktora yapmam için bayağı çalışmam gerek… En azından bölümümü ve yaptığım işi seviyorum. Bu işlerimi bayağı kolaylaştırıyor.

Üniversite bu yorucu ve sıkıcı dönemde birçok rahatlama olanağı sağlıyor. Bir tanesini bugün öğrendim. ‘Pets as Therapy’ 12471900_10153630825467034_845638767929580296_odiye bir organizasyon üniversiteye terapi amaçlı köpek getiriyor. Yani 1 saatliğine Rubix’e gidip köpek sevip eve gidip çalışmaya devam edebilirsiniz. Köpek sevmeyi kim istemez ki?!! Bakın şu surata bir, bu nasıl sevilmez?

(event hakkında bilgi için: Dog Therapy Session – Facebook event)

 

Yine de bütün evi köpek yavrularıyla doldursam yapacağım iş azalmayacak. Bu da bir gerçek. Güzel notlar için yapılması gereken birkaç şey var:

  1.   Sosyal Hayatın anlamını unutun. Sevgiliniz, arkadaşlarınız, aileniz bu dönemde sizden birşey beklememeli, artık sizin tek tanıdığınız dersleriniz.
  2.   Kahve ve online sözlük sizin 2. ve 3. en yakın arkadaşlarınız, onları sevin, size kalp çarpıntısı verse ve gözünü ağrıtsa bile.
  3.   Uyuduğunuz zaman herşeyi unutun ve sadece rahatlamaya çalışın, rahatlamak için sahip olduğunuz tek zaman bu olabilir.

Şaka bir yana kapsamlı çalışmayla (kendinizi çok yormadan, istikrarlı ve anlayarak çalışmak) iyi notlar edinebilirsiniz. İşler abarttığım kadar kötü değil ve en sonunda kendinize sürekli hatırlatmanız gereken tek şey sizin üniversiteye öğrenmek için gelmiş olmanızdır. Notlarınızı hiçbir zaman öğrenmenizin ya da öğrenmemenizin göstergesi olarak görmeyin. Eğer gördüğünüz derslerden birşey öğrenmişseniz zaten bunu anlayacaksınız ve göstereceksiniz, bir kağıt parçasındaki sayı o kadar da önemli değil. Sanırım burda çok sevdiğim 2 düşünürün sözlerini söylemem en iyisi.

  • ‘Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.’ Sokrates
  • ‘ Bir düşünceyi kabul etmeden düşünebilmek eğitimli bir zihnin işaretidir.’ Aristoteles

Hepinize yaklaşan önemli günlerde (sınav, başvuru, vb.) en içten başarı dileklerimi sunuyorum. Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle.

Noel ve Yılbaşı Tatili

Yılın bu zamanında İngiltere’de olmak sokakların her tarafında ışıklar, Yılbaşı ağaçları, Noel ve Yılbaşı alışverişi yapan insan görmek; Noel şarkıları ve insanların birbirlerine ‘Merry Christmas’ demelerini duymak demek. Bunu göz önünde bulundurunca bu hafta 1. Dönemin bir analizini veYılbaşı tatilini yazmaya karar verdim.

Yarın ilk dönem dersleri resmen bitiyor, sınavlar için çalışmak ve tekrar yapmak için eğitim görevlilerinin odalarına ya da derslerine gitme zamanı başlıyor. Bununla beraber ilk dönemde içeriye verilen ödevlerin sonuçları da geliyor (eğer merak ettiyseniz hepsi güzel)… Benim için bu dönem çok önemli çünkü artık rahatlamak ve uzun zamandır okumayı ertelediğim kitapları okumak için zamanım var. Biraz bu sebepten dolayı, birazda elimde olmayan sebeplerden dolayı bu hafta sonu Noel ve Yeni Yıl tatili için eve gitmeyeceğim. Onun yerine belki de daha eğlenceli birşey yapma kararı aldım. Hayatımda ilk defa bir tatili yalnız başıma geçireceğim. Ne kötü gidebilir ki?

Yarından sonra artık kendime ayıracak çok zamanım var ve kabul ediyorum ki gelecek haftanın çoğunu uyuyarak geçirme gibi bir planım var. Yine de zamanımı iyi kullanıp 3 farklı sınava çalışmam gerek. İşin iyi tarafı yaptığım şeyi sevdiğim için bunu iş olarak saymıyorum bile. Okumak istediğim kitapların bazıları sınavlarım için zaten okumam gereken kitaplar. Bu yüzden yatağıma yatıp kitap ya da makale okumak şimdiden beni heycanlandıran şeyler. Bunun yanında Guildford’da kalan diğer arkadaşlarımla dışarı çıkmak için vaktim var!

Size Guildford’da boş zamanınızda yapabileceklerinizden bahsetmeliyim. Eğer benim gibi kahve bağımlısıysanız şehir merkezinin her tarafında Starbucks, Harris + Hoole, Costa gibi kahveciler var. Arkadaşlarınızla ya da laptopunuzu alıp bir kahve ile Noel ışıklarını izleyebilirsiniz. Eğer Alışverişi seviyorsanız Friary Centre’daki birçok mağazada yeni yıl için kendinize ya da ailenize hediyeler alabilirsiniz. 20 dakikada üniversiteden şehir merkezine gidip yemek yiyebilir, kahve içebilir ya da alışveriş yapabilirsiniz. Benim en çok sevdiğim şehir merkezine 15 dakika uzaklıktaki bir parka gitmektir. Oraya giden çoğu insan köpeklerini gezdirmek ve oyun oynamak için gidiyor. Ayrıca park bir tepenin üzerinde ve altındaki çiftlikle muazzam bir görüntü oluşturuyor… Guildford isterseniz heyecanlı, isterseniz sakin, kafa dinleyebileceğiniz bir yer.

Sınavlarıma kadar yukarıda yazdığım yerlere gitmek gibi planlarım var ama Noel gecesi daha önce tatmadığım bir deneyim tatmaya karar verdim. Bir arkadaşım beni kardeşleri ve arkadaşlarıyla Noel’i kutlamaya çağırdı. İngiltere macerasında daha önce tatmadığım birşey olduğu için evet dedim. Belki de tatil ile ilgili en çok heyecanlandığım nokta budur.

Benim tatil planlarım bunlar, umarım sizde Yılbaşını güzel geçirirsiniz ve yeni yılınız size mutluluk sağlık ve huzur getirir. Sonra konuşmak üzere!

Kültürel Deney ve Yemekler

Herkese merhaba! Uzun bir süre düşündükten sonra bu hafta bir Türk ve Sosyoloji öğrencisi olarak kültürel farklılık ve benzerliklerden bahsetmeye karar verdim. Geçen hafta da dediğim gibi bu benim en ilginç maceram ve tadını çıkarmaya çalışıyorum, çoğunlukla yemeklerle. Dersler ve topluluklarla geçirdiğim zamanın yanında toplum içinde küçük sosyal deneyler yapmak en çok sevdiğim şeylerden bir tanesi… Sonuçta bir Sosyoloji öğrencisiyim, benden başka ne beklenilebilir ki?

Guildford’a ilk geldiğimde belki de en çok bocaladığım nokta sokakta birini işlerken görünce ‘kolay gelsin’ demeye çalışmamdı. Yanlışsam beni uyarın ama bildiğim kadarıyla bunun ingilizcede bir karşılığı yok. Bende bunu kabaca ‘May the job be easy on you’ diye değiştirmeye karar verdim. Amatörce, biliyorum ama çok eğlenceli bir deney. İlk deneğim ilk senemde mutfağı temizleyen, haftanın belli günlerinde gördüğüm ve kısa zamanda mutfakta kahvaltı yaparken sohbet ettiğim abla ile oldu. Ona ‘May the job be easy on you’ dediğim zaman önce bocaladı, sonra zoraki bir gülümseme yüzünde belirdi. Sanırım bir iltifat mı yoksa hakaret mi ettiğimi anlamadı… Sonra ona ne demek istediğimi, geldiğim küçük Akdeniz kasabasında bunu sürekli dediğimi ve bunun bir gelenek olduğunu söyleyince gülümseyip teşekkür etti. Böyle anlar bana burada sadece bir öğrenci değil ayni zamanda belli bir dereceye kadar bir toplum araştırmacısı olduğumu hatırlatıyor. Başka bir ülkeden olan abla ile yaptığım deneyde anladım ki farklı kültürlerin birbirlerine verebileceği birçok ders var. Küçük sosyal deneyler ve gözlemlerle hem insanlardan öğrenebilir, hem de öğretebilirmişim. Tamam belki de bazılarınız bu deneyi çok saçma bulacak ama Sosyoloji öğrencisi olarak ilginç deneyler yapmak gerçekten çok normal… İnternet’de ‘Social Breaching Experiment’ başlıklı videolar ve ‘ethnomethodology’ okulunu arayın… Masanın altında yemek yemekten, insanların yüzlerine kapı kapatmaya kadar birçok şey karşınıza çıkabilir.

Türk olmanın belki de en güzel noktalarından biri yemek ve içecekleridir. Sizleri bilmem ama benim geldiğim yerde kebablar, lokmalar, fırında katmerler, fırın kebapları, macunlar gibi bir sürü enfes yiyecekler var. İklimden dolayı yetişen meyvelerden yapılan içecekleri de unutmamak gerek ama belki de dünyaca tanınan en meşhus Türk yemeği kebabdır. ‘Turkish Kebab’ ve ‘Doner Kebab’ (insanların döner demelerine alışmam için bayağı zaman gerekti) İngiltere’de bayağı yeniliyor (Kampüs’ün içerisinde bu tarz kebaplar yapan bir yer de bulunuyor). Kebab, coğrafik yakınlık ve yakın tarihden dolayı Yunan, Kıbrıslı, Ermeni, Gürcü ve yakın doğu kültürlerinde de var. Biraz araştırmayla bunun sadece kebab ile sınırlı olmadığının farkına vardım. Elini tutup öpmek istediğim Perşembe günleri okulun içinde kurulan pazarda baklava ve zeytinyağlı dolma satan bir satıcı var. Ne istediğinizi ve nereye bakmanız gerektiğini bilince istediğiniz şeyleri bulmak bayağı kolay oluyor. Biraz etrafa bakınca Guildford’da birçok yerde geldiğim yöreninkilere benzer birçok lezzet bulmam çok kolay oldu. Yakın bir günde bunları da sizlere aktarmayı hedefliyorum. Bunların yanında yaşadığım yerde bulamayacağım Asya, batı Avrupa ve Afrika lezzetleri de bulmak çok kolay. İnsanın etrafındakileri farketmesi biraz zaman alabiliyor ama gözlerini açtığı zaman önümüzdeki olanakları kaçırmak çok zor…

İngiltere’de sosyoloji okumak bu açıdan bana çok şey kattı. Kültür ve toplum gibi ilginç konuları tartışırken bilmediğim kültürlerle iç içe olmak bana kendi kültürümü daha iyi anlamama ve kültürün ne olabileceğini kavramama yardım etti. Bu haftalık benden bu kadar, gelecek hafta görüşürüz!

Merhaba!

Ne kadar inanamasam da, daha önce sadece haritada birkaç kere gördüğüm bir ülkede üniversiteye başlamamın üzerinden iki sene geçti. Bilgisayarın karşısında geçirdiğim ve başvurularımı düşündüğüm onca zaman beni gideceğim gerçeğine alıştırdı…

Sanırım bir macera arayışı beni tanıdığım herşeyi geride bırakıp yeni bir ülkede okumaya ikna etti. Geçen sene havaalanında oturup Nazım Hikmet ve Yüzüklerin Efendisi okurken bu macera isteğini en derinden hissettim. Kafamda ne kadar senaryo kursam da İngiltere’de ne yaşaycağım ile ilgili tek bir fikrim bile yoktu. Bildiğim tek şey yaşadığım herşeyi geride bırakacağım gerçeğiydi.

Gitmeyi düşünürken insan nereye gideceğini pek düşünmüyor. Ben de bunu pek düşünemedim. Surrey Üniversitesi hakkında tek bildiğim internet’de ve aldığım kataloglarda gördüğüm fotoğraflardı. Üniversiteye ilk geldiğimde beni daha önce yaşadığımdan bambaşka bir hayat kucakladı. Yeni ev arkadaşları, ders arkadaşları, profesörler… Herşey benim tipik anneannemlerle evlerinin önünde geçirdiğim akşam üstlerinden çok farklıydı. Eskiden arkadaşlarına ‘ne kadar büyümüş’ diyorlardı, şimdi ‘ne kadar daha büyüdü, kocaman adam oldu, kendi başına ecnevi ülkelerde yaşıyor’ diyorlarmış. Ailemi özlediğim bir gerçek, ama burada da aile diyebileceğim insanlar tanıdım. İlk haftalarda yeni ev arkadaşlarımla vakit geçirdim. Dünyanın her tarafından insanlarla vakit geçirmek, yemek yapmak, Türk kahvesi içmek ve dışarı çıkmak daha önce tatmadığım tecrübelerdi. Hong Kong’dan Almanya’ya, Amerika’dan Güney Kıbrıs’a dünyanın her tarafından farklı ve tanıdık kültürleri tattım. Yurtta kalmak bana değerli arkadaşlar kazandırdı. Geçen yıl yan yana yaşadığım insanlar ile halen daha kahveye, yemeğe çıkıyorum veya ders çalışmak için buluşuyorum. İlk sene Yurt’ta kalmak bana çok şey kattı.

Surrey Üniversite’sinden alabileceğiniz Yurt deneyiminden çok daha fazla. Üniversitenin içinde bulunduğu doğal güzellikler Akdeniz iklimine aşık olmama rağmen beni bile etkisi altına aldı. Üniversite akademik deneyim, topluluklar ve müfredat dışı dersler, departmanlardaki arkadaş canlısı ortam Surrey Üniversitesinin gerçekten ne olduğunu gösteriyor ve bu üniversite isteyebileceğim en iyi üniversite deneyimini tattırdı.

Benim için Surrey Üniversitesini en ilginç kılan özellik verdiği eğitimdi. Başvurularımı yaparken karşıma çıkan bölümlerin çok azı Bachelor of Science (BSc) ismini taşıyordu. Surrey Üniversitesi bana bu şansı vermekle beraber ayrıca staj yapma olanağı da tanıyor. Üstelik üniversite ve eğitim görevlileri bizi müfredat dışı topluluklarda aktif olmamız konusunda bizi teşvik ediyorlar. Burada aldığım eğitim akademik ve müfredat dışı faaliyetlerin dengeli bir şekilde verilmesini savunuyor ve bunlara ek olarak iş deneyimi sunuyor. Müfredat dışı faaliyetlere katılabilmek için üniversitede Çarşamba öğleden sonraları ders olmuyor. Bu zamanı ister birçok topluluğa katılmak için; ister çalışmak, uyumak veya dışarı çıkmak kullanabilirsiniz.

Buradaki hayat birkaç paragraf ile anlatılamaz ama ileri ki haftalarda yemek, Türk restoranı ve bakkalı, gece dışarı çıkmak, şehirde gidebileceğiniz yerler, kendi bölümüm, müfradet dışı faaliyetler ve Guildforddaki hayatım ile ilgili yazmaya çalışacağım. Bu benim en ilginç maceram. Gelecek hafta görüşmek üzere.

1 2